BIR ŞAMPİYONLUK ÖYKÜSÜ

BIR ŞAMPİYONLUK ÖYKÜSÜ
Yayınlama: 09.03.2026
A+
A-

Eymir Köyü. Bursa’nin İnegöl Ilcesine bağlı şirin bir köy. 80 evden oluşan ve yaklaşık 600 nüfusa sahip bu yerli köy, okumuşu çok aydin bir köydür.

Sırtını dağa vermiş, ayaklarını ovaya uzatmış bu güzel köyün tarihi Osmanlı’nın kuruluş günlerine dek uzanır. Köyün yanından geçen dere, Kayı Deresi olarak anılır ve bilinir. Bu da Kayı Boyu soyundan geldiğimizin bir kanıtıdır. Köyün adı ile ilgili söylentiye göre Osmanlı’nın uç beylerinden biri olan Emir Bey’den almıştır. Dışarıdan göç almaması nedeniyle herkes birbiriyle tanıdıktır. Neredeyse akraba gibidirler.

Dağımız , çam, meşe, gürgen, kayın, ihlamur, fındık ve kızılcık ağaçlarıyla kaplıdır. Ovadaki tarlalarımiz ne eksen bitecek türden verimli. Her çeşit sebze ve meyve yetişir. Dağımızda bolca mantar ve kekik bulunur. İlkyazda ve yazın kekik kokuları, kaplar her yanı. Dağlarda kekik, tarlalarımızda aynı özellikleri taşıyan halk arasında” Çıprıka” diye bilinen kekik türü de vardı. Ulaşılması ve toplaması daha kolay olması nedeniyle Çıprıka tercih edilirdi.

Kış aylarının ve baharın vazgeçilmez besin kaynağı mantardı. Özellikle melki ( çam melkisi) adlı mantar, en çok tüketilen ve sevilen türüdür.
Melki mantarı; İstanbul’da Kanlıca, Muğla’da” ve Ege’de “çıntar” adıyla anılıyor. Izgarası yapılır, yahnisi yapılır. Pirzoladan bile daha lezzetli gelir bizlere.

Dağa yakın bayır tarlalarimizda üzüm bağları vardır. Sarı, kara ve pembe renkleriyle bağları süslerler .Ağustos, misket , razaki , kuş üzümü adlarıyla anılır, şıra, pekmez, şarap ve sirke yapılır.

Ovada pancar, haşhaş, tütün, buğday, arpa, yulaf, kavun , karpuz, meyve bahçelerimizde dut, erik, şeftali, elma, armut, incir, kiraz , son zamanlarda çilek yetişir. Evlerimizin küçük bahçelerinde domates, biber, patlıcan, patates, fasulye, soğan, maydanoz, marul, nane, kışın ise lahana , ıspanak, turp, karnabahar ekilir ve üretilir. Köylülerinin, geçimini genelde tütün ve ipekböcekçiliği ile sağlar. Diğerleri kendilerine yetecek kadar üretilir.

Yılın dört mevsiminde ürün alınabilecek verimli ve bitek topraklara sahip köyümüz kendi kendine yetebilecek bir özelliğe sahiptir. Okuyanı çok olan bir köy olduğu için her türden memur vardır. Öğretmeni, polisi, subayı, hemşiresi ile tüm köylerin ilgi odağı olmuştur.

68 kuşağının ülkemizde yarattığı direniş, aydınlanma, emeğe duyulan saygı, köylülerin örgütlenmesi gibi konular, bu köyde de konuşulmaya, tartışılmaya başlanmıştır. Bir yanda Köy Enstitüleri geleneğinden gelen Nadir GEZER, Ali GÜLMEZ , Muzaffer YÜCE, gibi öğretmenlerin konuşmaları, öte yandan Üniversitesi öğrencisi Zeki BAŞTÜRK ile çiçeği burnunda Ali ÖZHAN’ın önderlik ettiği gençlerin , köy gençleri ile uyum ve iletişim içinde olmaları bir anda köyün adının önüne çıkmasında öncü oldular.

Köyümüzde, aydınlanmanın öncüsü eğitmen Akif BAŞTÜRK’tür. Arifiye Köy Enstitüsü’nde eğitmenlik kursuna katılarak eğitmen olan ilk insandır. Yukarıda adı geçen Nadir GEZER, Ali GÜLMEZ ve Muzaffer YÜCE ‘yi öğrenim görmeleri için Arifiye Köy Endtitüsü’ne özendiren ve yönlendiren odur. Görev yaptığı sürece salt köyümüzün değil tüm komşu köylerdeki çocuklara gönüllü dersler vererek okumalarına öncülük etmiştir.

Yıl 1971. 12 Mart muhtirasi verilmiş, demokrasiye darbe yapılmıştı. 1960 ihtilalinin getirdiği özgürlükler askıya alınmış, 1968 kuşağının üzerinden buldozer gibi geçmişti. Tutuklamalar, gözaltilar, iskenceler balyoz gibi vurmustu gençleri, aydinlanmadan yana olan insanlari. Köylere baskinlar yapiliyor, kitap ve silah aramalari yapılıyordu.

Çevrenin en aydın Köyü olmamıza karşın bu durumdan en az etkilenen bizler olmuştuk. Köyde yapılan muhtar seçimlerinde bizimle aynı yaştaki bir arkadaşımızı muhtar seçtirmiştik. Onun aracılığı ile ilçe emniyet müdürü, ilçe jandarma Komutanı, ilçe sağlık ocağı doktoru ile iyi ilişkiler kurmuştuk. Onları sık sık köyümüze davet eder, onları en iyi biçimde ağırlardık. Bu insanca ilişkilerin yararını gördük.

Akşam üstleri köyün ortasında bulunan köy kahvesinde köyden yetişmiş bu öğretmenler bıkmadan , usanmadan köylüleri aydınlatmaya çalıştılar. Gündemdeki konuları aktardılar, görüşlerini paylaştılar. Köyden çıkmış olmaları, Köy Enstitüleri felsefesini benimsemiş ve özümsemiş olmaları nedeniyle konuşmaları gerçekçi, örnekleri köylünün anlayacağı dildendi.

Zeki BAŞTÜRK ve Ali ÖZHAN, genç olmaları nedeniyle daha çok gençlerle birlikte ve onlarla iletişim içindeydiler. Önce Türk ulusunun en güzel buluşu olan İMECE kültürü ve geleneğinden yararlanıldı. Tüm köy gençleri ile birlikte çalışmanın , birlikte üretmenin ve birlikte başarmanın yolu ve yöntemi benimsendi. Bağ bellemeye birlikte gidildi, tütün dikimi ve kırımı birlikte yapıldı, birlikte harman sürüldü. Kimin görülecek hangi işi varsa birlikte yapıldı ve aynı gün içinde o iş tamamlandı.

Türküler, şarkılar, marşlar eşliğinde tarlalar birlikte çapalandı, birlikte hasat kaldırıldı. Dinlenme sıralarında kitaplar okundu. Akşam saatlerinde Gençler Odasında oyunlar oynandı, kitaplar okundu. Öğrenime ara verenler okumaya teşvik edildi. Kimi okullara kayıt oldu, kimi meslek okullarına yönlendirildi , usta öğretici oldu. Her gencin yaşamına dokunuldu. Her gence dokunmuş olmak, her işte öncü ve olmak , onları gençlerin gözünde büyütmüştü. Artık bir dedikleri ikiletmeden yerine getiriliyordu.

Köylünün ürettiği ürünlerde de örnek olunuyordu. Tütünü baş fiyattan satmak, ipekböceğinden en yüksek verimi almak, en tatlı üzümü, karpuzu, şeftaliyi yetiştirmek en temel ilkeydi. “Devrimci, her işin en iyisini yapmalı, her işte öncü olmalıydı.” Ancak böyle örnek olunur, böyle sözleri dinlenirdi. Bu ilkeden hiç vaz geçmediler, hiç ödün vermediler.

Bilgiliydiler, bilinçliydiler, donanımlıydılar Ali ve Zeki. Çok kitap okumaları, onları özümsemeleri ve içselleştirmeleri , onları ülke sorunları karşısında duyarlı yapmıştı. Yatılı okullarda okumaları, onları kendi halkına karşı sorumlu kılmıştı. Kendi ülkesine ve halkına karşı vefa borçları vardı. Emekten yanaydılar, bağımsızlıktan, özgürlükten, barıştan yanaydılar. Emeğin en yüce değer olduğuna inanmışlardı. Borçlarını ödemek için düşmüşlerdi yola.

Tarih bilinci , somut örneklerden yararlanmayı öğretmişti onlara. Hitler, Mussolini, Salazar gibi diktatörler halkı uyutmak, baskı altında tutmak için futboldan yararlanmışlardı. Öyleyse onlar da futbolu kendi düşünceleri ve amaçları için kullanmalıydılar.

Tam da buna uygun bir fırsat doğdu. Bu fırsatı iyi değerlendirmek, fırsata amaca uygun kullanmak gerekti. İnegöl Kaymakamlığı Köyler arası Kaymakamlık Kupası adıyla turnuva düzenlemişti. İşte en güzel, en olumlu fırsat ayaklarına gelmişti.

ARKASI YARIN

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.