Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;
On bir ayın sultanı mübarek Ramazan, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından azat olan; orucu, mukabelesi, iftarı, sahuru, teravihi ile tövbe, arınma ve diriliş ayıdır.
Ama ne garip bir tecellidir ki, asrımızda Ümmet-i Muhammed ‘e mübarek Ramazanlarda bir türlü ağız tadıyla iftar etmek nasip olmadı.
Sofralar kuruluyor, tabaklar doluyor; ama huzur, ümmetin iftar sofrasına bir türlü oturamıyor.
Lokmalar bereketli, kalpler ise sürgünde; dualar yankılanıyor ama göğüslerde bir sıkışma var. İftar vakti vuslatın kapısı olması gerekirken çoğu zaman üzüntünün, kırgınlığın eşiğine dönüşmüş vaziyette…
Eskiden toprak köy evlerindeki iftarlarda bir tabak çorbanın yanında komşunun tebessümü, çocukların Ramazan sevincinin sesleri eksik olmazdı. Çocukların neşesi, büyüklerin duası sofralara dinginlik katardı. Şimdi ise o tebessümün yerini aceleyle yutulan lokmalar, duanın yerini ise gürültü aldı.
Ümmet coğrafyasının geneline bakıldığında ise tablo çok daha vahim ve karmaşık. Bir yanda ezanla açılan oruçlar, diğer yanda bombaların gölgesinde açılan yaralar…
İftar vakti vuslat olması gerekirken nice şehirlerde yükselen siren ve silah sesleri ezanı bastırıyor. Sofralar kuruluyor ama huzur sofraya oturmuyor; çünkü ümmetin bir parçası saldırıların gölgesinden nefes alamıyor.
Çocukların tebessümü yerine çığlıkları yankılanıyor; savaşın gölgesinde bayram sevinci gibi değil, acı bir hatırlatma gibi iniyor kalplere.
İftar sofraları bir nehir gibi akıyor ama suyun tadı yok. Gürültü ve acele, sofralara sızmış iki davetsiz misafir gibi. Kalpler sofraya oturmadan lokmalar boğaza iniyor; bereket var ama huzur kayıp.
Çünkü “Ağız tadıyla iftar etmek,” sadece sofraların bereketiyle değil, ümmetin huzuruyla mümkün.
Ümmetin birliği, dirliği ve Ramazan’ın mağfireti savaşın ve işgalin gölgesini dağıttığında; bir parça nimet, bir nefes sükûnet, bütün bir ümmetin kalbine bayram sevinci gibi inecektir. İşte o zaman gerçek iftar, sadece mideyi değil, kalbi de doyuran bir vuslat olacaktır.
Ama bugünkü mevcut dünya siyasetindeki konjonktür ile birlikte ümmetin dağınıklığı ve vurdumduymazlığı nedeniyle şimdilik pek mümkün görünmüyor.
Çünkü ABD denilen bir devlet ile, İsrail denilen bir devletçik dünyanın başına bir karabasan gibi çökmüş durumda.
Kural yok…
Uluslararası hiçbir kanun, yaptırım yok… Olsa da hiçbiri işlemiyor.
Bir gün Venezüella’da, bir gün İran’da, bir gün dünyanın başka bir yerine akılları neyi hükmediyorsa oraya saldırıyor.
“Demokrasi getireceğiz” diyorlar, “o petrol bana lazım” diyorlar veya “o topraklar bize vadedilmiş” diyorlar; saldırıyor, yakıyor, yıkıyor, talan ediyorlar. Cılız üç beş kınama mesajı… Onun haricinde yapılan bir şey yok. Gemisini kurtaran kaptan…
İftar sofraları bir nehir gibi akıyor; ama suyun tadı yok. Çünkü nehir, huzurun barışın yatağından değil, emperyalizmin gölgesinden akıyor.
Bir gün ümmet uyanıp özüne döndüğünde, o nehirde bir kırıntı rızık, bir soluk barış, bayram sevinci gibi akacak kalplere.
Bir gün, dualar göğe yükselirken sirenler ve silahlar susacak; bir avuç bereket, bir anlık huzur, bütün bir ümmetin kalbine bayram sevinci gibi esecek. İşte o zaman iftar, sadece açlığı değil, ayrılığı da bitiren bir vuslat olacaktır.
Ramazan bereketiyle sofraları donatıyor, fakat huzur sofraya oturmuyor. Belki de gerçek iftar, sofraların değil kalplerin birleştiği anda mümkün olacak.
O gün geldiğinde, bir dilim umut, bir damla sevinç, bütün bir ümmetin kalbine bayram sevinci gibi inecek ve işte o zaman ağız tadıyla iftar etmek nasip olacak.
Bugün sofralar bereketli ama huzur kayıp; yarın belki savaşın gölgesi dağılacak. O zaman bir parça nimet, bir nefes sükûnet, sadece mideyi değil, kalbi de doyuracak. Ve gerçek iftar, ümmetin kalbine bayram sevinci gibi inecek.
Belki bir gün…
Sirenler susacak, sofralar huzurla dolacak. O zaman bir dilim umut, bir damla sevinç, sadece açlığı değil, ayrılığı da bitirecek. Ve işte o zaman, ağız tadıyla iftar etmek nasip olacak.
Ama şimdi bu topraklar yaralı, bu topraklar emperyalizmin tehdidi altında…
Her gün milyonlarca mazlumun çığlığı yükseliyor… Daha dün İran’da bir okulu vurdular; yüzlerce masum çocuk yaşamını yitirdi…
Daha önce de Arakan’da, Saraybosna’da, Kosova’da, Kafkaslarda, Şam’da, Bağdat’ta, Beyrut’ta… Milyonlarca çocuk, sivil yaşamını yitirmişti…
Bir gün ümmet uyanacak ve zalimlerin gücü tükenecek. İşte o gün emin olun ki çığlıklar susacak; işte o zaman iftar sofraları gül bahçesi gibi bereketli bir vuslat olacak.
Ve ağız tadıyla iftar etmek, ümmetin ortak hafızasında bir bayram sevinci gibi yazılacak.
Zulüm ile abat ve iktidar sahibi olmuş kimseyi, kimseleri, devlet ve toplulukları göremezsiniz…
Hak her zaman galip gelmiştir… Allah’ın takdiriyle yine galip gelecektir… Bu ümmet bir zamanlar “ağız tadıyla yaptığı iftarları” emin olun yine yapacaktır…