İmar Yasası ve Deprem Gerçeği

İmar Yasası ve Deprem Gerçeği
Yayınlama: 06.02.2026
A+
A-

Türkiye’nin Yapısal Riskleri ve Denetimsizlikten Kaynaklanan Felaketler

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremler, sadece Türkiye’nin şehirleşme anlayışını değil, aynı zamanda ülkedeki yapılaşma politikasını da acı bir şekilde gözler önüne serdi. Ülke genelinde yaşanan yıkım, sadece binaların değil, yıllardır süregelen plansızlık, denetimsizlik ve yanlış yapılaşmanın da sonucudur. Bugün geldiğimiz noktada, depremler sonrası kamuoyunda en çok tartışılan konu imar barışı ve bu uygulamanın sonuçlarıdır. Ancak tüm bu tartışmalar, acı bir şekilde gerçeği yansıtmıyor. İmar barışı değil, ülkenin yıllardır süregelen yapısal sorunları, yanlış planlamalar ve yetersiz denetimler depremin yıkıcı etkisinin asıl nedenidir.

İmar Barışı Gerçek Değil, Yapısal Sorunlar

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum’un açıklamalarına göre, 6 Şubat depremlerinde yıkılan binaların yalnızca %6’sı imar barışından faydalanmış, %94’ü ise “ruhsatlı ve denetimli” olduğu ifade edilmiştir. Bu oran, imar barışının sorunun kaynağı olmadığını, yapısal sorunların çok daha derin ve köklü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yıkılan binaların büyük kısmı, uzun yıllar boyunca yapılan yanlış ve denetimsiz inşaatların, plansızlığın ve yerel yönetimlerin yetersizliğinin bir sonucudur.

Ülkenin dört bir yanında, yüzlerce yıl süren yanlış yapılaşma anlayışının bedelini ödüyoruz. Bunun en açık örneği ise deprem sırasında büyük can kayıplarına yol açan yüksek katlı binalardır. Oysa az katlı, yatay mimariye sahip yapılar ve kırsal alanlardaki köy evleri, bu tür felaketlerde çok daha az can kaybına neden olmuştur. Ancak, Türkiye’deki büyük şehirlerde yükselen yüksek katlı ve “ruhsatlı” yapılar, çoğunlukla dayanıksız, sağlıksız ve felaketlere açık yapılardır. Deprem anında adeta kâğıt kuleler gibi çökmüş, binlerce insanın hayatına mal olmuştur.

Denetimsizlik, Riskli Yapılar ve Sistem Dışı Yapılar

Bugün Türkiye’de, barınma ve üretim amaçlı kullanılan, az katlı, fiilen sağlam olan ancak imar planı veya ruhsat sorunları nedeniyle hukuken yok sayılan milyonlarca yapı bulunmaktadır. Bu yapılar, sisteme dâhil edilmediği için denetimsiz bir şekilde bırakılmakta ve bu durum, olası bir depremde yeni risklere yol açmaktadır. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, bu durumu şu şekilde değerlendirmektedir: “Bugün imar barışı üzerinden konuşanlar, sistemin kenarına itilmiş, sağlam yapıları görmüyorlar. Yapılar sağlam olduğunda, onları denetim altına almak, sorunları çözmek yerine yok saymak, devletin sorumsuzluğunun göstergesidir. Bu yapılar denetim altına alınmalı, kayıt altına alınmalı ve güçlendirilmelidir.”

Bunlar, bireysel meseleler değil, Türkiye’nin toplumsal bir sorunu haline gelmiş durumlardır. Bu nedenle yasal düzenlemeler ve mevzuat değişiklikleri, bu yapıların güvenli hale getirilmesi için kritik bir adımdır. TBMM Dilekçe Komisyonu’nun 22/01/2026 tarihli ve 15725 sayılı kararında da açıkça ifade edildiği gibi, bu mesele ancak bir kanun değişikliği ile çözülebilir. İbrahim Hacıoğlu’nun vurguladığı gibi, “Bu iş, siyasi oyunların aracı olamaz. Burada söz konusu olan, insan hayatı ve toplumsal güvenliktir. Yapıların sağlam olması gerektiğini savunuyoruz, ancak bu yapılara hukukî bir statü kazandırmadan, onları sistemin dışında bırakmak, felaketi bir kez daha davet etmektir.”

Yapısal Reformlar İçin Hızla Adım Atılmalı

Az katlı, barınma ve üretim amaçlı yapıların tespit edilmesi, teknik incelemelerden geçirilmesi, sağlam olduğu tespit edilen yapıların kayıt altına alınması ve riskli yapıların güçlendirilmesi gibi adımlar, ancak köklü yasal düzenlemeler ile mümkündür. İmar Yasasına Takılanlar Derneği olarak, bu konuda hiçbir siyasi ayrım yapmadan yalnızca halkın güvenliğini, sağlığını ve kamu yararını göz önünde bulundurarak hareket ediyoruz.

İbrahim Hacıoğlu, bu konuda şunları ifade etmektedir: “Afetler yaşanmadan önce doğru kararların alınması, yıllarca göz ardı edilen ve ihmal edilen yapısal risklerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Yasal düzenlemeler, yalnızca siyasi bir tercih değil, yaşanacak felaketlerin önlenmesi için bir zorunluluktur. Bu mesele, herkesin sorumluluğu altındadır.”

Bugün Türkiye’de yapılaşma ve imar konusunda alınacak doğru kararlar, hem gelecekteki büyük felaketlere karşı hazırlıklı olmamızı sağlayacak, hem de halkın güvenliğini teminat altına alacaktır. İmar Yasasına Takılanlar Derneği, bu konuda gösterilecek her türlü desteği büyük bir değer olarak görmekte ve sürecin hızla başlamasını talep etmektedir.

Sonuç: Yasal Düzenlemeler ile Yapısal Dönüşüm

Sonuç olarak, Türkiye’deki mevcut yapılaşma sorunları, imar barışı ve yapı kayıt belgeleri gibi geçici çözümlerle değil, köklü ve kalıcı yasal düzenlemelerle ele alınmalıdır. Bu yapıların sadece hukuki statülerinin düzenlenmesi değil, sağlamlıklarının da denetlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu’nun belirttiği gibi, “Yapısal dönüşüm, bir seçim değil, zorunluluk haline gelmiştir.” Ülkemizin geleceği için en önemli adım, bu sorunları siyasi çıkarlardan arındırarak, halkın güvenliği ve sağlığı odaklı çözümlerle ele almaktır.

İnsan hayatını ön planda tutan, toplumsal yararı gözeten ve afetlere karşı hazırlıklı bir Türkiye için yapılacak her türlü düzenleme, hem bugünden hem de gelecekteki tüm felaketlerden alınacak dersler açısından kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda, İbrahim Hacıoğlu ve İmar Yasasına Takılanlar Derneği, bu konuda gösterilecek her türlü desteği ve duyarlılığı takdirle karşılamaktadır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.