Gazeteci Özlem Yağmur kendisiyle ilgili bir iddianın gündeme gelmesiyle duygularını Bursa kamuoyu ile paylaştı.
Bursa kamuoyunun günlerdir elden ele dolaştırdığı, sosyal medya ve mesajlaşma gruplarında adeta bir “aleni bülten”e dönüşen, üzerinde ise ironik biçimde “GİZLİ” ibaresi bulunan Turgay Erdem Suç Örgütü İddianamesi, yalnızca içeriğiyle değil, içermedikleriyle de ciddi soru işaretleri barındırıyor.
Nilüfer eski Belediye Başkanı Turgay Erdem’in, “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla tutuklu yargılandığı dosyada; MASAK raporları, HTS kayıtları, teknik takipler ve çok sayıda ayrıntılı tespit yer alıyor. İddianame, teknik anlamda bakıldığında ciddi bir emek ürünü. Ancak dosyanın bu teknik ciddiyeti, hukuki ve vicdani çelişkileri perdelemeye yetmiyor.
Zira bu yüzlerce sayfalık iddianamede bir gazeteci var,
ama Nilüfer’i yıllarca yöneten siyasi irade yok.
Bursa’da bugün neredeyse bu iddianameyi okumayan kimse kalmadı. Dosya, gizlilik kararı olmasına rağmen sosyal medya üzerinden paylaşıldı, çoğaltıldı, tartışıldı. Öyle ki “gizli” olması bir yana, yazılıp dağıtılmadığı kalmış durumda.
Bu tablo karşısında, hukuka olan saygı gereği dosya gerçekten gizliymiş gibi davranmaya çalışanların sayısı ise bir elin parmaklarını geçmiyor.
Tam da bu noktada şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Gizli bir dosya neden bu kadar aleni?
Ve daha önemlisi:
Bu aleniyet içinde neden bazı isimler itinayla korunuyor?
İddianamenin en dikkat çekici boşluğu, Mustafa Bozbey isminin tek bir satır dahi geçmemesi.
Oysa herkesin bildiği bir gerçek var:
Turgay Erdem, yıllarca Mustafa Bozbey’in Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.
O “meşakkatli yollar”, o belediyecilik pratiği, o imar ve planlama süreçleri birlikte yüründü.
Bugün “betonarme bir korku filmi platosuna” çevrildiği iddia edilen Nilüfer’in hikâyesi, bu iki isimden bağımsız okunamazken; iddianamede yalnızca biri var, diğeri yok.
Bu durum yalnızca siyasi değil, hukuki tutarlılık açısından da izaha muhtaç.
İddianamede yer alan isimlerden biri de gazeteci Özlem Yağmur.
Üstelik:
Herhangi bir maddi ilişki olmaksızın,
Hiçbir menfaat aktarımı tespit edilmeden,
IBAN, para trafiği, çıkar ilişkisi bulunmadan,
Sadece bir tutuklu sanıkla yapılan mesajlaşmalar üzerinden…
Üstelik bu mesajlaşmalar, yıllardır kamuoyuna yansıyan, sert diliyle bilinen bir gazetecilik pratiğinin özel sohbet niteliğindeki yansımaları.
Buradaki temel soru şudur:
10 yıl boyunca Nilüfer’deki rant, imar, çevre ve usulsüzlük iddialarını belgeleyerek yazan bir gazeteci, ihbarcı olması gerekirken nasıl olur da “çıkar amaçlı suç örgütü” iddianamesine girer?
Özlem Yağmur, yıllar boyunca:
Usulsüz ruhsatları,
Yeşil alanların imara açılmasını,
Rüşvet iddialarını,
Kentsel dönüşüm adı altında yürütülen rant düzenini,
Deprem gerçeğine rağmen jöle zemin üzerine yükselen katları yazdı.
Bu yazılar nedeniyle:
Dışlandı,
Hedef gösterildi,
Sözlü ve sosyal linçlere maruz kaldı.
Bugün ise ironik biçimde, yazdıkları iddianamenin konusu olan bir gazeteci, iddianamede kendisi yer alırken; yıllarca bu düzenin merkezinde olduğu iddia edilen siyasi aktörlerin adı geçmiyor.
Dosyada adı geçen bazı sanıklar hakkında kamuoyunda ciddi iddialar dolaşıyor.
İddialara göre:
Emin Adanur, etkin pişmanlık sürecinde Bozbey ismini telaffuz ettiği anda susturuldu, beyanları kayda geçirilmedi.
Ekrem Pamuk gibi bazı tutuklu sanıklar ise şehir dışına sevk edilerek kamuoyundan ve olası yeni ifadelerden izole edildi.
Eğer etkin pişmanlık işletilecekse, bu sürecin seçici değil, şeffaf yürütülmesi gerekiyor.
Dosyanın belki de en hayati boyutu, deprem riski.
Nilüfer’in zemini, yer bilimciler tarafından yıllardır “akışkan, jöle kıvamında” olarak tanımlanıyor. Buna rağmen:
8, 10, 12, hatta 14 katlı yapılar yükseldi.
Ruhsat süreçlerinin rüşvet iddialarıyla yürütüldüğü ileri sürüldü.
“Deprem olursa olsun” anlayışının hâkim olduğu iddia edildi.
Bu tablo karşısında şu soru hayati:
Bu yapılar kimin siyasi ve idari sorumluluğunda yükseldi?
Bu haber bir savunma değil, kamusal bir sorgulamadır.
Gazeteci Özlem Yağmur’un yönelttiği soru nettir:
“Yıllarca bu yapıyı yazan, ihbar eden, bedel ödeyen bir gazeteci olarak;
bu çıkar amaçlı suç örgütü iddianamesinde benim ne işim var?
Ve Nilüfer’i yıllarca yöneten siyasi irade neden yok?”
Hukuk Devleti ilkesine inanan herkes için bu sorular cevapsız bırakılamaz.
Söz artık yargıda.