Bursa Vatan Medya Gurubu Köşe Yazarı Zeki Baştürk
Okullar yarıyıl tatiline girdi. Çocuklar, aylarca süren bir emeğin sonunda ellerinde bir belgeyle eve döndü. Ancak bu yıl o belge yalnızca notları değil, bir eksikliği de taşıyordu. Türk Bayrağı yoktu. İstiklal Marşı yoktu. Atatürk’ün fotoğrafı yoktu.
Gelen tepkiler üzerine yapılan açıklama ise tanıdık bir savunma dilini yeniden üretti:
“Bu bir karne değil, gelişim raporu.”
Oysa sorun, belgenin adı değil. Sorun, bir belgeden neyin çıkarıldığı ve bunun neden çıkarıldığıdır.
Bir çocuğun eline verilen karne –ya da gelişim raporu– yalnızca akademik bir döküm değildir. O belge, devletin çocukla kurduğu ilk resmi bağlardan biridir. “Bu ülkenin yurttaşısın” diyen sessiz ama güçlü bir metindir. Üzerindeki bayrak, marş ve kurucu lider fotoğrafı bir süs değil; bir bellektir, bir kimliktir, bir süreklilik göstergesidir Peki bu simgeler neden artık yok?
Bu bir tasarım tercihi mi? Bürokratik bir sadeleştirme mi? Yoksa daha derin, daha sistematik bir yön değişikliğinin küçük ama anlamlı bir parçası mı?
Son yıllarda kamusal alandan yavaş yavaş çekilen simgeleri düşündüğümüzde, bu soruyu sormak kaçınılmaz hâle geliyor. Çünkü simgeler tesadüfen kaldırılmaz. Simgeler, siyasal iradenin en sessiz ama en etkili araçlarıdır. Bir şeyi yasaklamak gürültü çıkarır; görünmez kılmak ise alışkanlık yaratır.Atatürk’ün fotoğrafı yoksa, bir süre sonra eksikliği de anlaşılmaz. Bayrak yoksa, “zaten gerekli mi?” sorusu normalleşir. İstiklal Marşı metinden çıkarılırsa, onun ortak duygu üretme gücü de törpülenir. İşte asıl tehlike burada başlar: Unutturarak dönüştürmek.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Bu bir siyaset midir?
Evet. Ama kaba, açık bir siyaset değil. İnce, adım adım ilerleyen bir siyaset.
Bu Atatürk düşmanlığı mıdır?
Belki doğrudan değil. Ama Atatürk’ü kamusal alandan silikleştirme, etkisini azaltma ve yeni kuşaklarla arasına mesafe koyma çabası olduğu yadsınamaz
Bu ulus devleti aşındırma girişimi midir? Ulus devleti bir günde yıkamazsınız. Onu önce simgelerinden, sonra dilinden, ardından ortak belleğinden koparırsınız. Geriye yalnızca dağınık bireyler kalır.
Çocuklarımıza verilen her belge, onlara yalnızca “ne öğrendin?” sorusunu sormaz. Aynı zamanda “kimsin?” sorusuna da bir yanıt verir. Eğer bu yanıttan bayrağı, marşı ve kurucu iradeyi çıkarırsanız; geriye teknik, ruhsuz, kimlikdiz
bir kâğıt kalır.
Adı ister karne olsun, ister gelişim raporu…Bir belgenin içeriği, onu hazırlayan anlayışı ele verir. Ve bugün o anlayış “fazlalık” diyerek çıkardığı şeylerin aslında bir ülkenin harcı olduğunu görmezden gelmektedir.
Asıl soru şudur:
Çocuklara neyi öğretmek istiyoruz ve neyi unutturmak?
Ve belki de daha acı olanı:
Sessizliğimizle bu silinmeye ne kadar ortak oluyoruz? Karnelerden sildiler ama yüreklerden, gönüllerden silebilecekler mi?
Atatürk fotoğrafı ve Türk Bayrağı bulunan karneleri kendileri basarak öğrencilere dağıtan, sessiz kalmayan Atatürk’ün öğretmenlerini , cumhuriyetin öğretmenlerini yürekten kutluyorum.
Zeki BAŞTÜRK