“O taşın altında kimin eli eziliyor?”

“O taşın altında kimin eli eziliyor?”
Yayınlama: 12.12.2025
A+
A-

Zeki Baştürk – Bursa Vatan Medya Grubu / Köşe Yazısı

“Taşın altına elini koymak”… Bu söz, genelde sorumluluk almak, yükü paylaşmak, zoru göğüslemek anlamında kullanılır. Ancak bugün, asgari ücret belirleme kurulunun toplandığı bir ülkede, bu sözün gerçek anlamı yeniden sorgulanmalı. Çünkü artık mesele, taşın altına kimin elini koyduğu değil; o taşın altında kimin elinin ezildiği…

Asgari ücret belirleme komisyonu 15 kişilik bir masa:
10 işveren temsilcisi, 5 işçi temsilcisi.
Kararlar sayısal çoğunlukla alınıyor. Daha masaya oturulmadan dengenin hangi tarafa ağır bastığı belli. Oylamaya gerek bile yok; sonuç önceden belli bir denklem gibi işliyor.

Bu bile, “sosyal diyalog” denilen sürecin aslında kim için, kimin adına işlediğini gösteriyor. Emekçinin sofrasındaki ekmek büyüyecek mi, küçülecek mi? Bunu belirleyecek masada, zaten çoğunluk işverenin… İşçi temsilcilerinin eli, karar değil sadece temenni kaldırıyor.

Bu tablo içinde, “taşın altına elini koymak” bir cesaret göstergesi değil; emeğiyle geçinen milyonların ezilmesine kılıf arayan bir söylemden ibaret kalıyor. Gerçek diyalog; ezilenin, sözü sayılan olduğu masada başlar.

Asgari değil, insanca bir yaşam hakkı için; taş değil sistem yerinden oynamalı.

“Elini taşın altına koymak” .

Bu söz, sorumluluk almak, yükü paylaşmak, zoru göğüslemek anlamına gelir.
Bugün asgari ücret belirleme kurulunun toplandığı bir ülkede bu söz yeniden dolaşıma sokuldu. Ama sorulması gereken soru şu: O taşın altında kimin eli eziliyor?

Asgari ücret belirleme için masaya oturan kurul on beş kişiden oluşuyor. Onu işveren temsilcisi, beşi işçi temsilcisi. Kararlar sayısal çoğunluğa göre alınıyor. Daha masaya oturulmadan, dengeler belli; daha oylama yapılmadan sonucu tahmin etmek zor değil. Bu tablo bile, “sosyal diyalog” denilen şeyin kim için, kimin adına işlediğini gösteriyor.

İktidar, işverenlere “Elinizi taşın altına koyun” çağrısı yaptı.
Peki, yıllardır o taşın altında olan emekçi değil miydi? Her enflasyon dalgasında alım gücü eriyen, her zam döneminde yoksullaşan, her krizde faturayı ilk ödeyen onlar değil miydi?
Asgari ücretin “asgari yaşam”ı bile karşılamadığı bir ekonomide taşın altındaki el, çoktan nasır tuttu; artık can yakıyor.

Ne yazık ki bu ülkede yük hep aynı omuzlara bindiriliyor.
İşçi için “fedakârlık” çağrısı olağan, emekçi için “sabır” telkini sıradan…

Oysa yüksek enflasyon, kaçırılan vergi gelirleri, devasa teşvikler ve sermayenin korunduğu politikaların bedeli emekçiye ödetildiğinde toplumsal denge bozulur; siyasal güven aşınır.

Gerçekten elini taşın altına koymak, yalnızca işçinin değil, herkesin sorumluluğudur.
İşveren, adil ücret vermeden üretimden söz edemez. İktidar, emeğin hakkını korumadan sosyal devletten söz edemez.
Kurullar, temsil adaleti sağlanmadan demokrasiden söz edemez.

Bugün masaya gelecek rakam, yalnızca bir ücret değildir;
bu ülkenin emekçiye bakışının aynasıdır. Her kuruş, bir çocuğun beslenme çantası; bir annenin pazardan eksilttiği ürün; bir babanın ödeyemediği faturadır.

Belki de artık değişmesi gereken şey, sadece asgari ücret miktarı değil: Emeğe saygı duymayan anlayışın ta  kendisidir.

Gerçek bir dayanışma istiyorsak, önce o taşı kimlerin kaldırdığına, kimlerin altında ezildiğine bakmalıyız. Çünkü bu ülkenin geleceğini kuracak olanlar, taşın altına elini koyan değil, yıllardır o taşın altında kalan insanlardır.

Zeki BAŞTÜRK

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.