26 Mart Epilepsi Farkındalık Günü, bu yıl yalnızca bir farkındalık günü olmanın ötesine geçerek Türkiye’de yaklaşık 950 bin epilepsi hastası için tarihi bir kırılma anına dönüşüyor. Pamukkale Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek konuşmalar ve 28 Mart’ta İstanbul’da yapılacak uluslararası çalıştay öncesinde yapılan açıklamalar, epilepsi alanında bugüne kadar görülmemiş kapsamda bir dönüşümün habercisi niteliğinde.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), epilepsi hastalarının yalnızca sağlık sorunlarıyla değil, aynı zamanda toplumsal damgalanma (stigma) ile mücadele ettiğini ve bu durumun ciddi sonuçlar doğurduğunu ortaya koydu. Yapılan küresel değerlendirmelere göre epilepsi hastaları, intihar oranlarında en yüksek risk grubunda yer alıyor.
Türkiye’de tablo daha da çarpıcı:
“Sakın söyleme”, “işe alma başına kalır”, “arkadaşlık etme” gibi önyargılar, epilepsi hastalarının sadece sağlık değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal izolasyon yaşamalarına neden oluyor.
Bu tabloya karşı Dünya Sağlık Örgütü öncülüğünde başlatılan IGAP (Intersectoral Global Action Plan on Epilepsy and Other Neurological Disorders), 2031 yılına kadar epilepsi ve diğer nörolojik hastalıklara yönelik küresel dönüşümü hedefliyor.
Projede iki ana uluslararası yapı dikkat çekiyor:
Türkiye’de bu kritik görevi Epilepsi ve Yaşam Derneği üstlenmiş durumda.
28 Mart Cumartesi günü İstanbul Halkalı’da gerçekleştirilecek çalıştay, Türkiye’de epilepsi alanında bugüne kadar yapılmış ilk kapsamlı uluslararası organizasyon olacak.
Çalıştaya katılması beklenen yapılar ve uzmanlık alanları oldukça geniş:
Ayrıca ILAE Kazakistan Başkan Yardımcısı da çalıştaya fiziksel olarak katılım sağlayacak.
Bu çalıştayın en kritik yönü, sadece sorunların konuşulacağı bir platform olmaması. Uzmanlar tarafından yapılacak değerlendirmeler sonucunda:
bilimsel temellere dayandırılarak somut kararlar haline getirilecek.
Bu yönüyle organizasyon, Türkiye’de epilepsi alanında yıllardır dile getirilen ancak uygulamaya geçirilemeyen birçok konunun ilk kez resmi ve bilimsel zeminde hayata geçirilmesi anlamına geliyor.
Daha önce Pakistan, Fas ve Çad gibi ülkelerde uygulanan ve başarılı sonuçlar veren IGAP modeli, Türkiye’de de hayata geçiriliyor. Bu ülkelerde özellikle:
bakanlıklarının koordineli çalışmasıyla önemli ilerlemeler kaydedilmişti.
28 Mart itibarıyla Türkiye’de de benzer bir çok paydaşlı dönüşüm süreci başlatılacak.
Bugün epilepsi hastalarının yaklaşık %90’ı hastalığını gizleyerek yaşamını sürdürüyor. Bunun en büyük nedeni ise toplumsal baskı ve dışlanma korkusu.
Ancak başlatılacak yeni süreçle birlikte:
28 Mart için kullanılan ifade dikkat çekici:
“Epilepsililerin Miladi Günü”
Bu tanımlama, yalnızca bir etkinliği değil, bir zihniyet dönüşümünü simgeliyor.
Artık:
anılan bir epilepsi gerçeği hedefleniyor.
Epilepsi ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Öztürk’ün ifade ettiği gibi, bu süreç yalnızca hastalar için değil, toplumun tamamı için bir bilinç dönüşümü anlamına geliyor. Basının ve kamuoyunun desteği ise bu dönüşümün en kritik unsurlarından biri olacak.
Epilepsi ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Öztürk, 26 Mart Epilepsi Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’de yaklaşık 950 bin epilepsi hastasını ilgilendiren kritik bir sürecin başladığını duyurdu. Öztürk, 28 Mart’ta İstanbul’da gerçekleştirilecek uluslararası çalıştayın, epilepsi alanında Türkiye için bir milat olacağını vurguladı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) epilepsi hastalarının karşı karşıya kaldığı toplumsal damgalama ve bunun yol açtığı ağır psikososyal sonuçlara dikkat çektiğini belirten Öztürk, “Epilepsi yalnızca nörolojik bir hastalık değil; aynı zamanda bireyleri sosyal hayattan uzaklaştıran, eğitim ve istihdam fırsatlarını kısıtlayan çok boyutlu bir sorundur” dedi.
Öztürk, epilepsi hastalarının dünya genelinde intihar oranlarında en riskli gruplardan biri olduğuna dikkat çekerek, Türkiye’de ise işsizlik oranlarının diğer engel gruplarına göre üç kat daha yüksek olduğunu ifade etti. “En ağır yüklerden biri de toplumdaki yanlış inanışlar ve mahalle baskısıdır. ‘Sakın söyleme’, ‘işe alma’, ‘arkadaşlık etme’ gibi yaklaşımlar, hastalarımızı görünmez hale getiriyor” diye konuştu.
Bu sorunların çözümü için Dünya Sağlık Örgütü tarafından başlatılan IGAP (Intersectoral Global Action Plan on Epilepsy and Other Neurological Disorders) kapsamında Türkiye’de önemli bir adım atıldığını belirten Öztürk, sürecin ILAE (International League Against Epilepsy) ve IBE (International Bureau for Epilepsy) iş birliğiyle yürütüldüğünü ve Türkiye’de bu görevi Epilepsi ve Yaşam Derneği’nin üstlendiğini söyledi.
28 Mart’ta İstanbul Halkalı’da düzenlenecek çalıştayın kapsamına değinen Öztürk, şu bilgileri paylaştı:
“Bu çalıştay, Türkiye’de epilepsi alanında gerçekleştirilen ilk uluslararası ve çok paydaşlı organizasyon olacaktır. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere 13 bakanlıktan temsilciler, nörologlar, çocuk nörologları, psikologlar, psikiyatristler, hukukçular ve akademisyenler bir araya gelecek. Ayrıca WHO Türkiye, UNESCO Türkiye, Avrupa Birliği Türkiye temsilcilikleri davetli kurumlar arasında yer alıyor. Uluslararası düzeyde IBE CEO’su ve ILAE Başkanı da sürece katkı sunacak.”
Çalıştayda yalnızca sorunların konuşulmayacağını vurgulayan Öztürk, “Bilimsel, psikolojik, sosyal ve hukuki boyutlarıyla epilepsi kapsamlı şekilde ele alınacak ve somut çözüm önerileri geliştirilecektir. Bu kararlar, bugüne kadar dile getirdiğimiz ancak hayata geçirilmesinde zorluk yaşanan birçok konunun resmi ve bilimsel zeminde uygulanmasını sağlayacaktır” dedi.
Öztürk, daha önce Pakistan, Fas ve Çad gibi ülkelerde başarıyla uygulanan modelin Türkiye’de de hayata geçirileceğini belirterek, “28 Mart itibarıyla ülkemizde de bilinçlendirme ve sistematik dönüşüm süreci başlayacak” ifadelerini kullandı.
Epilepsi hastalarının büyük çoğunluğunun hastalığını gizlemek zorunda kaldığını hatırlatan Öztürk, bu sürecin sosyal hayata katılımı artıracağını belirtti:
“Amacımız; epilepsili bireylerin saklanmadığı, dışlanmadığı, aksine desteklendiği bir toplum inşa etmektir.”
Açıklamasında 28 Mart’ı “Epilepsililer için miladi bir gün” olarak tanımlayan Öztürk, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“İntihar eden değil hayata tutunan, işten çıkarılan değil doğru işe yerleşen, dışlanan değil kucaklanan bireylerin olduğu bir düzeni birlikte kuracağız. Bu dönüşümde basının ve toplumun desteği en büyük gücümüz olacaktır.”